Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 19 Mayıs 2026

HAFTALIK GÜNDEM DEĞERLENDİRME

Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 19 Mayıs 2026

"Filistin meselesi her yönüyle İslami bir meseledir. Ümmetimizin sorunlarının çözümünü; uluslararası hukuk veya dünya vicdanı gibi hayata İslami esaslardan bakmayan mecralarda aramak, bugüne kadar istenilen sonuçları sağlamadığı gibi bundan sonra da sağlamayacaktır. Bilakis bu durum, akidenin ruhunu etkisizleştirerek sorunu daha da katmerleştirmektedir."

KÜRESEL SUMUD FİLOSUNA SALDIRI

Gündem değerlendirme toplantımıza hoş geldiniz. Toplantımıza Gazze gündemi ve Küresel Sumud Filosuna yapılan saldırı ile başlamak istiyorum. Gasıp Yahudi varlığı İsrail, Gazze’ye yönelik ablukayı kırmayı ve insani yardım ulaştırmayı amaçlayan Küresel Sumud Filosuna bir kez daha saldırı gerçekleştirdi. İçerisinde 40 ülkeden aktivistin bulunduğu filo, dün sabah saatlerinde Siyonist varlığın haydut askerleri tarafından Akdeniz’deki uluslararası sularda saldırıya uğradı. Son gelen bilgilere göre 40 tekneye el konuldu, 66’sı Türkiye vatandaşı olmak üzere 332 kişi gözaltına alındı. 10 tekne ise yeni bir saldırı tehdidi altında Gazze’ye doğru yoluna devam ediyor.

Hizb-ut Tahrir Türkiye olarak öncelikle buradan, işgalci teröristler tarafından alıkonulan Müslüman kardeşlerimizin yanında olduğumuzu; dua ve desteğimizin onlarla olduğunu ifade etmek istiyorum. İnşallah en kısa zamanda özgürlüklerine kavuşurlar.

Gazze meselesini bu kürsüden çok konuştuk. Aksa Tufanı başladığı günden itibaren her hafta Yahudi varlığının yaptığı katliamları, işlediği aşağılık suçları, Gazze halkının yüzüstü bırakılışını ve Müslümanların meydanlardaki haykırışlarına rağmen harekete geçmeyen 57 İslam beldesi yönetiminin sessizliğini gündeme getirdik. Bu mezalimin sona erdirilmesi, Gazze’nin ve Filistin’in kurtarılması için ümmetin ordularına çağrıda bulunduk.

Bununla birlikte Dünya Müslüman Âlimler Birliği, İslam ülkelerinin bizzat adını zikrederek iki kere cihat fetvası yayımladı ve sonuçları ne olursa olsun Gazze’yi ölüm ve yıkıma terk etmenin Allah’a ve Rasulüne ihanet olduğunu açıkladı. Ancak ne yazık ki yapılan yüzlerce, binlerce çağrıya bugüne kadar icabet edilmedi. Gazze’yi kurtarma sorumluluğunu hiçbir yönetici üzerine almadı; hiçbiri oralı olmadı. Gazze halkı onları Allah’a şikâyet ederken, mücahitler onları kıyamet günü hasım ilan ederken; onlar kör, sağır ve dilsiz kesildiler. Sadece ara sıra “dostlar alışverişte görsün” diye kınama mesajları yayımladılar.

Onların bu tutumu Yahudi varlığını daha da cesaretlendirdi. Hatta bu yönetimler, iki yüzlülük ve ihanette o kadar ileri gittiler ki; Haçlı-Siyonist ittifakı, iki yıl boyunca sahada başaramadığını tehdit ve entrikayla başarmak için onların sözde garantörlüğünde müzakere masası kurdu. Gazze’yi cehenneme çevirmek ve halkını sürgün etmekle tehdit eden sömürgeci küstah Trump, 20 maddelik bir ihanet planı açıkladı. Direnişi silahsızlandırmayı ve Filistin davasını tamamen bitirmeyi amaçlayan bu habis planı uygulamak için sözde bir barış kurulu oluşturuldu ve Türkiye başta olmak üzere birçok İslam beldesi yönetimi bu kurula üye oldu.

Peki sonra ne oldu? Yahudiler her zamanki gibi anlaşmalarına ihanet ederek ateşkesi bozdular. Katliam ve ablukaya devam ettiler. Ne Amerika’dan ne de işbirlikçi garantörlerden herhangi bir engel ya da yaptırımla karşılaştılar.

Bunları niye anlatıyorum biliyor musunuz? Meselenin siyasi hakikati unutulmasın diye. Mesele esasından uzaklaştırılmasın, özünden ve bağlamından koparılmasın, odağımız kaybolmasın diye. Yani Filistin meselesinin, gasp edilmiş mübarek olarak İslami akide meselesi olduğunu; çözümünün ise askeri müdahale ve cihat olduğunu aklımızdan çıkarmayalım diye. Eğer bu gerçekleri unutarak hareket edersek, Haçlı-Siyonist kâfirlerin önce Gazze’yi sonra da Filistin’in diğer kısımlarını yutmaları konusunda işleri kolaylaşacaktır. Nitekim şöyle geriye dönüp bugüne baktığımızda söylediklerim daha iyi anlaşılacaktır.

Yahudiler, bir gerçeği başka bir gerçekle örtme konusunda mahirdirler. Onlar Filistin’in İslami bir dava olduğunu gözlerden kaçırmak için önce meseleyi İsrail ile Araplar arasında bir düşmanlık, sonra da İsrail ile Filistinliler arasında bir düşmanlık olarak yansıtarak ufkumuzu daraltmaya çalıştılar. Nihayetinde bugün mesele sadece Gazze’ye, hatta Gazze’nin özgürlüğünden Trump’ın ihanet planında yer alan sınırlı insani yardım girişine indirgenmiş durumdadır.

Bakınız, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ne diyor: “Barış planıyla birlikte Gazze’de soykırım durdu ancak insani yardım konusunda şartlar karşılanmıyor.” Yani insani yardım girse sorunlar bitecek mi? İşgal ve zulüm sona erecek mi? Mescid-i Aksa özgürleşecek mi? Suçlular hesap verecek mi? Kırmızı çizgimiz olan Kudüs İslam’a iade edilecek mi? Hayır!

Çünkü yöneticilerin böyle bir derdi yok. Onlar ümmetin derdiyle dertlenmiyorlar. Onların Filistin’e bakışı, Amerika’nın bakışı gibidir. Ya sözde Mahmud Abbas gibi Yahudilerin örtüsü altında yaşamayı övünç sayan iki devletli çözüm ya da Trump’ın farklı versiyonlarla uygulamaya çalıştığı devletsiz çözüm… Onlar için hangisi olursa olsun fark etmez; yerine getirmeye hazırlar.

İktidar bu sebeple Sumud Filosunun organizasyonlarında boy gösteriyor. Alıkonulan aktivistleri Türkiye’ye getirmek için uçak yollayarak meseleyi istismar ediyor. Eğer gerçekten Gazze’yi dert edinselerdi, Yahudi varlığının bir zamanlar Osmanlı gölü olan Ege ve Akdeniz’de elini kolunu sallayarak gemilere baskın yapıp insanları kaçırmasına fırsat vermezlerdi.

Eğer gerçekten Filistin’i ecdat yadigârı ve kendilerinden bir parça saysalardı; İHA’larını, SİHA’larını, savaş gemilerini ve ordularını gönderirlerdi. Siyonist çete vatandaşlarını kaçırdığında onları sahipsiz bırakmazlardı. Ancak onların hesabı başka… Onlar, Yahudi varlığı Gazze’de her gün katliam yapıp mücahitlerin komutanlarına suikastler düzenlerken, bir an önce Hamas’ın silah bırakması için arka planda çalışıyorlar. Görünen o ki günün sonunda Gazze’ye insani yardım girişini mücahitlerin silah bırakmasına bağlayacak ve tek çözümün Trump planını uygulamak olduğuna ümmeti inandırmaya çalışacaklar.

Son olarak şunun altını tekrar çizmek istiyorum: Filistin meselesi her yönüyle İslami bir meseledir. Ümmetimizin sorunlarının çözümünü; uluslararası hukuk veya dünya vicdanı gibi hayata İslami esaslardan bakmayan mecralarda aramak, bugüne kadar istenilen sonuçları sağlamadığı gibi bundan sonra da sağlamayacaktır. Bilakis bu durum, akidenin ruhunu etkisizleştirerek sorunu daha da katmerleştirmektedir.

Zira Yahudi varlığının kuruluşu, sömürgeci kâfir Batı’nın İslam’la savaş stratejisinin acı bir meyvesidir. Dolayısıyla verilecek karşılık da aynı cinsten olmak zorundadır.

Bu noktada Selahaddin vuruşunda ısrar etmekten, tüm Müslümanları bu fikir ve hedef etrafında birleştirerek İslam beldelerindeki yönetimleri hakka boyun eğdirmeye çalışmaktan başka çare bulunmamaktadır. Böylece ümmetin orduları zincirlerinden kurtulacak, Haçlı-Siyonist saldırganlık defedilecek; Gazze’nin, Filistin’in ve bir bütün olarak tüm ümmetin yeniden İslami bir devletin himayesinde korunmasının önü açılmış olacaktır. Yardım ve zafer sadece Allah’tandır.

TÜRKİYE-KAZAKİSTAN İŞ FORUMU

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13-14 Mayıs tarihlerinde Kazakistan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret son yıllardaki en kapsamlı Türkiye-Orta Asya temaslarından biri olarak değerlendiriliyor. Zira ziyaretin merkezinde hem siyasi-stratejik ortaklık hem de ekonomik entegrasyona vurgu var. Bu minvalde Erdoğan ile Kazakistan Devlet başkanı Kasım Tokayev arasında yapılan görüşmeler sonunda “Ebedi Dostluk ve Genişletilmiş Stratejik Ortak Bildirisi” imzalandı. Erdoğan ziyaret kapsamında düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada “Önümüzdeki dönemi birlikte Türk Dünyası Yüzyılı yapacağız” ifadelerini kullandı.

Kıymetli Müslümanlar

Ziyaretin siyasi ve ekonomik hedeflerinden bağımsız olarak şunu en başta ifade etmek isterim: Müslüman halklara sunulan stratejik vizyonun “Türk Dünyası Yüzyılı” gibi etnik kavramlarla tanımlanması, İslam’ın inşa ettiği üst kimlik anlayışıyla örtüşmemektedir. Aslında bu açıklamalar politik dil açısından da yeni değildir. Uzun süredir “Türkiye Yüzyılı”, “Türk Dünyası”, “ortak alfabe”, “stratejik birlik” gibi kavramlar iktidarın ve Sayın Erdoğan’ın diline adeta pelesenk olmuş durumdadır. Cüsseli laflardan minyatür sonuçlar çıkarma, günümüz siyasetçilerinin adeti haline gelmiştir. Buradan sormak gerekir: Ümmetin kalbi kan ağlarken siz hangi yüzyılın inşasından söz ediyorsunuz?

Garantörü olmakla övündüğünüz Gazze hâlâ bombalar ve yıkım altındadır. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar; açlık, abluka ve bombardıman arasında hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Dünyanın gözü önünde Gazze sistematik şekilde yok edilip Filistin davası ortadan kaldırılmak istenirken hâlâ kavmiyet eksenli projelerin “tarihî vizyon” diye sunulması, yaşananların görmezden gelinmesidir. Kimlerle, hangi yüzyılı hedeflerseniz hedefleyin; bu anlayışla ancak utanç asırları yaşanacaktır.

Ortaklığından övündüğünüz, “kardeşim” dediğiniz Kazakistan yönetimi, yıllardır katı seküler-ulusalcı politikalarla İslam dinine, Müslümanların değerlerine ve Müslümanlara adeta savaş açmıştır. Okulda ve kamusal alanda Müslüman kadınların tesettürüne, erkeklerin sakalına varıncaya kadar müdahale edilirken; bu şartlar altında kuru bir soy bağı üzerinden, çıkar temelli ancak dönemsel menfaat birliktelikleri kurulabilir.

Müslüman halkların geleceğini kavmiyet temelli bloklaşmalarda aratmak haramdır. Kapitalist merkezli ticari ilişkileri ümmetin siyasi birliğinin önüne geçirmek yanlıştır. Müslümanların asli gücü olan; ırkı, dili ve coğrafyayı aşan akide kardeşliğini göz ardı etmek ise büyük bir basiretsizliktir. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni etnik vizyon başlıkları üretmek değildir. Asıl ihtiyaç; ümmet bilincini güçlendirecek, adaleti tesis edecek, kalkınmayı gerçekleştirecek ve İslam’ı hayatın her alanında tahkim edecek siyasi aklı inşa etmektir. Türk, Kürt, Arap olmak veya başka bir kavme mensup olmak Allah’ın ayetlerinden biridir ve yaratılışın bir parçasıdır. Fakat bunu siyasi idealin merkezine koymak, İslam’ın getirdiği ümmet ve kardeşlik bilincini ifsat etmektir.

Diğer taraftan bu ziyaretin siyasi ve ekonomik olarak da ümmete hizmet etmeyeceği açıktır. Zira biz biliyoruz ki Türkiye’nin son yıllarda yaptığı bölgesel açılımlar, Amerika’nın küresel sömürgeci çıkarlarını desteklemek; Türkiye’nin Osmanlı bakiyesi olan mirasını, coğrafi ve stratejik imkânlarını bu uğurda kullanmak içindir. Tıpkı Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da icra edilen politikalarda olduğu gibi, Orta Asya’da Türkiye’nin oynadığı girişimci rol de; Amerika’nın Çin’in ticaret yollarını kontrol etmek, Rusya’yı kendi bölgesinde zayıflatmak ve Avrupa’yı daha fazla bağımlı hâle getirmek hedefinden bağımsız değildir.

Dolayısıyla unutulmamalıdır ki Müslümanların yüzyılı; ırkın ve kavmiyetin değil, sömürgeci kafirlerin pis çıkarlarından tamamen arınmış şekilde İslam’ın ve ümmetin merkeze alınmasıyla anlam kazanacaktır.

AK PARTİ’NİN GENÇLİK ŞÖLENİ

Bugün 19 Mayıs. Cumhuriyetin takviminde bugün gençlik ve spor bayramı olarak kutlanıyor. Toplantımızın son konusu da bununla ilgili. Son yaşanan olaylar üzerinden Müslüman gençliğin ne durumda olduğuna bir bakalım. Malumunuz Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere AK parti iktidarı tarafından meydanlarda, kürsülerde yıllardır üst perdeden dillendirilen bir söz var: “Dindar bir nesil yetiştireceğiz.” Şiirlerle, edebi göndermelerle övülen, o meşhur "Asım’ın Nesli" retoriği... Daha birkaç gün önce Kocaeli Stadyumu’ndaki ‘Gençlik Şöleni’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan yine benzer ifadelerde bulundu. Erdoğan, tribünleri dolduran gençlere bakarak Mehmet Akif’in “Asım’ın nesli diyordum ya” mısralarını okudu ve bugünün gençliğini; ahlaklı, imanlı, ecdadın emanetini gururla taşıyan bir nesil olarak ilan etti.

Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan imanlı, ahlaklı bir gençlikten bahsederken; stadyumun tribünlerinden ve çevre alanlarından ekranlara yansıyan rezil görüntüler Erdoğan’ı yalanlıyordu. Bu tablo dindar nesil söyleminin baştan sona hamaset olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

İşte tam bu noktada, iktidarın içine düştüğü paradoksal tutumu görmek gerekir. Bir yandan muhafazakar tabana hitap etmek için ‘Asım’ın Nesli’ ve ‘dindar nesil’ söylemlerini birer siyasi malzeme olarak kullanacaksınız, diğer yandan bu nesli yok eden laik kapitalist yaşam tarzının önünü açacak, hatta öncüsü olacaksınız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ahlaksızlığın girdabında debelenip duran gençliğe “sizler Asım’ın nesliniz” diyerek hitap ediyor olması ne kadar tuhaf. Tuhaftan da öte acı verici değil mi?

Sayın Erdoğan! Siz bu halkın duygularıyla, aklıyla alay mı ediyorsunuz? Gerçekten ne dediğinizin ve ne yaşandığının farkında mısınız? Düzenlediğiniz yasalarla gençlerin haramlara kolayca ulaşabilmesini sağlayan siz… Kanunlarla her türlü fuhşiyata geçit veren siz… Çağdaşlık ve özgürlük safsatasıyla gençlerin İslâmi şahsiyetten uzaklaşmasına sebep olan siz… Ama diğer taraftan “Asımın neslini” dilinden düşürmeyen de siz… Allah’ın şu ayetine muhatap olmaktan hiç mi korkmuyorsunuz?

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ كَبُرَ مَقْتاً عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ “Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmadığınız şeyleri söylemeniz Allah katında gazaba uğratan bir davranıştır.” [Saf 2-3]

Tüm Türkiye’nin şahit olduğu o ahlaksız görüntüler; sizin kürsülerde hamasetle yaptığınız Asım’ın nesli edebiyatlarını o esnada yalanladı bile. Siz bir şeyler söylüyorsunuz, lakin görüntüler çok başka şeyler söylüyor Sayın Erdoğan! Çünkü siz, kürsüde Asım’ın neslinden dem vururken, devleti ve toplumu İslâm’ı hayattan kovan laik-demokratik nizamla yönetiyorsunuz! Laik anayasayı rehber edinip, Batı menşeili kanunlarla hükmedip, sonra da o sistemin öğüttüğü gençlikten dindarlık beklemek en hafif tabirle samimiyetsizliktir.

Bir de gençlerin ifsat edilmesini tüm olan biten rezaleti sadece bir “gençlik şöleni” olarak görüp basit bir eğlence gibi lanseden Ak parti kalemşörleri var. Kraldan çok kral olanlar yani… Buradan onlara seslenmek istiyorum! Sizin gençlik şöleni diye basitleştirdiğiniz utanç verici görüntüler seküler eğitim çarkının dişlileri arasında öğütülen kimlik sorunudur. Rabbimizin haram kılmasına rağmen çağdaşlık ve özgürlük adı altında sergilenen ahlaksızlık laik-demokratik eğitim sisteminin acı meyvelerindendir. Gerçek şu ki, İslâm akidesinin esas alınmadığı, Allah korkusunun öğretilmediği eğitim sistemlerinde, her türlü rezaletin ortaya çıkması ve yaygınlaşması kaçınılmazdır.

Buradan soruyorum! Erken yaşta uyuşturucu bataklığına düşen, alkolün müptelası olan; günahların kalplerini ve bedenlerini kuşattığı, kendi inancı ve kültürel kodlarından uzak bir hayat süren bu nesil kimin eseridir? Hani nerede vaat edilen dindar nesil? Hani nerede son dönemde öve öve bitiremediğiniz “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”? Artık çürük ipliğe hülyalar dizme sevdanızdan vaz geçin! Temeli çürük kapitalist-laik eğitim sisteminin bünyesinden; dilinizden düşürmediğiniz “dindar nesil” asla çıkmaz. Nitekim bugün gelinen noktada içi boş bir slogandan ve siyasi bir retorikten öteye geçememiştir.

Şunu sakın unutmayalım ki, bugün içerisinden “dindar nesiller”in çıkmasını beklediğimiz eğitim sisteminin esası laikliktir. Laiklik ise İslâmi kimliğini kaybetmiş gençliğin yegane müsebbibidir. Bugün binlerce okul binası açmakla övünen yöneticiler o binaların içinde İslâmi kimliğini kaybeden nesillerden esas sorumlu olanlardır. Yöneticiler bütün tebasından sorumlu oldukları gibi gençlerinin ahlakından da sorumludurlar. Zira Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır: الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ “Devlet başkanı bir çobandır ve sürüsünden sorumludur…”

Yine hadisten hareketle söyleyecek olursak; Sürüsünü sekülerizm ve özgürlük gibi çağdaş kurdun pençesinde ölüme terk eden çobanın elbet Allah’a verecek hesabı olacaktır.

Arzuladığımız o hayırlı nesil; geçmişte bağrından Asr-ı Saadet neslini çıkaran, Muhammed Fatih gibi çağ açıp çağ kapatan komutanlar yetiştiren, Selahaddin Eyyubi gibi ümmetin izzetini yeniden ayağa kaldıran, öncü şahsiyetler yetiştiren İslâm ile mümkündür. Dolayısıyla bugün ümmetin ihtiyaç duyduğu şey yalnızca hamasi söylemler değil; gençliği yeniden İslâm şahsiyetiyle inşa edecek olan İslâm’ın eğitim nizamı ve onu hayata tatbik edecek Raşidi Hilafet Devletinin yeniden kurulmasıdır.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

19 Mayıs 2026

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.