Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 2 Haziran 2026
Bir asırdan fazla bir zamandır Türkiye siyasetinde yaşananlar demokrasinin bir aldatmaca olduğunu bize göstermektedir.
TRUMP’IN İBRAHİM ANLAŞMALARI
Haftalık Gündem Değerlendirme Toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. Öncelikle sizlerin ve tüm İslam ümmetinin geçmiş Kurban Bayramı’nı tebrik ediyoruz. Bayramı hep birlikte kutladık elhamdülillah. Rabbimize itaat ve teslimiyetin gereği olarak kurbanlar kesildi, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışmanın gereği olarak paylaşımlar yapıldı. Hacılar kutsal topraklardan yavaş yavaş yurtlarına dönmeye başladılar. Rabbimiz kurbanlarımızı, ibadet ve taatlerimizi kabul etsin. Sevinç ile hüznü birlikte yaşayan, Gazze başta olmak üzere mazlum coğrafyalardaki tüm kardeşlerimize zaferler versin. İslam’ın hükmü ve Raşidi Hilafet Devleti çatısı altında bayramlara kavuşmayı Rabbimizden niyaz ediyoruz.
Bayramlar, 2 milyar Müslümanın, büyük bir coğrafyada yaşayan İslam ümmetinin sahip olduğu iman ve kardeşlik şuurunu bize gösteriyor. Hac ibadeti ise İslam ümmetinin gücünü ve heybetini gösteriyor. Ancak Müslümanlardaki bu iman, bu güç ve heybeti maalesef devletler ve yönetimler görmüyorlar. Kâfirlerle olan bağlarını öyle sıkı tutuyorlar ki, dönüp Müslümanlara bakmıyorlar bile… Müslümanların taleplerini dikkate almıyorlar, nasihatlerine kulak asmıyorlar, çağrılarını dinlemiyorlar. Ama kâfirler onlardan bir şey istediğinde, hiç gecikmeden cevap veriyorlar ve gereğini yapıyorlar.
Peki, bu devlet ve yönetimlerin korkusu ne, neden korkuyorlar? Kâfirler çok güçlü olduğu için mi sözlerini dinliyorlar? Hayır! Aksine kâfirler zayıf oldukları için bu kukla rejimlere ve köle ruhlu yönetimlere muhtaçlar. İşte kısa bir süre önce ABD Başkanı kâfir Trump, bahsettiğim bu devletlere ve yönetimlere bir çağrı yaptı. İran ile bir anlaşma yapılması hâlinde, Türkiye’nin içinde olduğu 6 devletin İbrahim Anlaşmalarına katılması gerekir dedi. Eğer ki yapmazlarsa, bunu kötü niyet göstergesi olarak algılayacağını söyledi. Hangi devletler bunlar biliyor musunuz; Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan, Katar, Ürdün ve bir de Türkiye… Düşünebiliyor musunuz; İran ile girdiği savaşta bataklığa saplanan ABD’yi bu krizden çıkarmak için aylardır uğraşan ama bir sonuç alamayan, birbirini yalanlayan demeçleri sebebiyle artık alay konusu olan Trump, bu haliyle bir de işgalci Yahudi varlığı ile normalleşmeyi dayatıyor. Tek tek değil toplu halde ve aynı anda bu ülkelerden İbrahim anlaşmalarına imza atmalarını istiyor.
Birkaç günde İran rejimini devireceğiz deyip savaş başlatan, sonra Hürmüz Boğazı’nı açmayı bile başaramayan Trump, bu düşkün hali ile yöneticilere talimat veriyor. İran ile girdiği savaşta askeri hezimeti yaşadıktan sonra masada kazanmak için ajanı Şahbaz Şerif’i araya sokmak zorunda kalan Trump, çizilen imajını düzeltmek için tehditler savuruyor. Haraca bağladığı körfez emirliklerini koruyamayan, kendisine sırtını dönen Avrupa’ya söz geçiremeyen, eli zayıf şekilde gittiği Çin’de aradığını bulamayan Trump, Müslüman yönetimlere iş buyuruyor. Peki, İslam beldelerindeki yöneticiler ne yapıyorlar; Amerika çöküşteyken, Trump bu kadar çaresiz ve zayıfken sadakat ve bağlılıktan hiç ödün vermiyorlar maalesef... Kimden ve neden korkuyorlar, neye hizmet ediyorlar kendilerine sormak istiyoruz?
Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan, Trump’ın, “İbrahim Anlaşmalarına imza atın” çağrısından hemen sonra yabancı bir gazeteye demeç verdi. Ankara'nın ta 1949'dan beri “İsrail” ile diplomatik ilişkileri olduğunu hatırlattı, bir anlamda “Türkiye zaten 77 yıldır işgalci “İsrail” ile normalleşmiş durumda” dedi. Türkiye'nin “İsrail” ile ilişkilerinin kopmasının sebebi olarak 7 Ekim’den sonra Gazze’de yaşanan katliamları gösterdi. Hakan Fidan diyor ki, “savaş öncesinde 10 milyar dolarlık ticaret hacmine sahiptik, “İsrail” Filistinlileri öldürmeyi bırakıp Gazze halkının temel insani ihtiyaçlara erişimini engellemekten vazgeçerse normale dönebiliriz, sorun yok.” Yani demek oluyor ki; Netanyahu Trump’ın yaptığı ateşkesin gereği olarak Gazze’ye saldırmaz, insani yardımların girişine de izin verirse, Türkiye yönetimi 2,5 yıl boyunca Gazze’de yaşananların hepsini unutacak ve işgalci Yahudi Varlığı ile normale dönecek.
Daha önce olduğu gibi… Mavi Marmara hadisesi yaşandığında da aynısı olmuştu; Türkiye diplomatik ilişkileri askıya almıştı ama ticari faaliyetler devam etmişti. Hatta öyle ki bu süreçte Türkiye ile işgalci İsrail arasınca ticaret rekorları kırılmıştı. Türkiye mahkemelerinde Mavi Marmara Gemisi’ne saldırı emri veren Yahudi generaller hakkında davalar açılmıştı. Sonra ne oldu, göstermelik resmi olmayan bir özür ve yine bağış niteliğinde olan tazminat ile normale dönüldü. Mahkemelerdeki davalar düşürüldü, Mavi Marmara için “kimden izin aldılar da gittiler” denildi. Herzog Beştepe’de askeri törenle karşılandı, Türkevi’nde Netanyahu ile görüşüldü. Anlaşılan yarın da aynısı olacak, tamamen kesilmeyen diplomatik ilişkiler normale dönecek, hiç durmayan ticaret artarak devam edecek. Büyükelçiler makamlarına geri dönecek, belki Netanyahu ile bile görüşülecek. Peki ya Sumud, Vicdan Gemisi, Yahya Sinvar, Ebu Ubeyde… Açık söyleyelim, Mavi Marmara gibi bunlarda reel politiğe kurban verilecek.
Yapılması gereken şey ne peki; güce karşı güç ve orduya karşı ordu ile karşı konulmadıkça Siyonist vahşetin durmayacağı herkes tarafından bilinmektedir. O halde yapılacak şey normalleşme değil savaştır. Yapılması gereken; Gazze’ye insani yardımların girişi için izin verilmesini, kapıların açılmasını beklemek değil o kapıları tanklar ve toplarla açmaktır. Yapılması gereken, ABD’den iki devletli çözüm planı için adım atmasını beklemek değil, mübarek topraklardaki işgal varlığını tamamen temizlemektir. Bunları kim yapabilir; Allah’ın emrine uyan ve mazlumların çağrılarını duyan muhlis yöneticiler ve cesur komutanlar yapabilir, Trump’ın ağzına bakanlar değil…
CHP’NİN MUTLAK BUTLAN DAVASI
CHP’de uzun zamandır konuşulan butlan kararı yaşanan bazı gelişmeler üzerine beklenenden daha önce açıklandı. Bölge İdari Mahkemesi’nin tedbirli olarak almış olduğu butlan kararı ile CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yok hükmünde sayıldı ve Kemal Kılıçdaroğlu tekrar genel başkan olarak atandı. Mahkemenin kararını tanımayan Özgür Özel yönetimi CHP Genel Merkezi’ni boşaltmayınca polis müdahalesi ile genel merkezi terk etti. Özgür Özel ve onu destekleyen CHP’deki büyük çoğunluk, bu kararın siyasi olduğunu, seçimlerde AKP’ye karşı üstünlük sağlayan CHP’nin bölünmesi için bu sürecin başlatıldığını düşünüyorlar. Oluşan bu kaostan yararlanacak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimlere atmosferde girerek CHP’ye karşı galip gelmek istediğini düşünüyorlar. Ak Parti cenahı ise sürecin başlaması ve bu hale gelmesini CHP’li siyasetçilerin şikâyetlerine bağlıyorlar ve meseleyi tamamen CHP’nin iç meselesi olarak yorumluyorlar. Biz yaşanan bu hadiseyi farklı açılardan değerlendirecek olursak şunları söyleyebiliriz.
İlk sözümüz CHP’lilere gelecek. Neden, Kıymetli Müslümanlar çünkü bu ülkede siyaseti yargı eliyle dizayn etmeyi en iyi bilen parti CHP’dir. En başa dönelim, yüz küsur yıl önceye; bir kere Cumhuriyetin kuruluşu hile ve desiselerle doludur. Birinci mecliste yaşananları ve cumhuriyetin ilanı sürecinde gerçekleştirilen cinayetleri en iyi CHP bilmektedir. Yüzyıllık cumhuriyet tarihinde gerçekleştirilen darbeler, verilen muhtıralar, kapatılan siyasi partiler, asılan başbakanlar, tutuklanan siyasiler; işte bunların hepsi CHP’nin kurduğu Cumhuriyet rejiminin kendini ayakta tutmak için siyasete yaptığı müdahalelerdir. CHP on yıllarca sırtını İngilizlere dayayarak işte bu darbeleri yapan, bu cinayetleri bizzat işleyen rejimin partisi olmakla övünmüştür. Ne zamanki Amerika Türkiye siyasetine nüfuz etmeye başlamış ve Ak Parti ile tüm kurumları değiştirip rejimin yeni sahibi olmuştur, CHP gerçeklerle yüzleşmiş, halk desteğini aramaya başlamış ve siyasi ahlak bekçiliğine soyunmak zorunda kalmıştır. Aynı CHP eski Yargıtay başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun gazete köşesinde yaptığı bir yorum ile Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesini engellemiştir.
İşte bugün CHP’nin yaşadığı şey, tam olarak “ne ekersen onu biçersin” atasözünün karşılığıdır. İngilizlerin desteğiyle rejimi kuran parti, Amerika’nın desteğiyle gücü Ak Parti’ye kaptırınca belli ki bazı gerçeklerin farkına vardı ve halk iradesi, halkın değerleri, halkın inançları gibi argümanları çok geç de olsa anlamaya başladı. Ancak bilinmelidir ki CHP’nin laik Kemalist kodları zor değişir, mezar başında rakı içip, seccadeye ayakkabı ile basıp dini hassasiyetleri göz ardı eden, her fırsatta İslam’a ve Müslümanlara öfke kusan CHP’nin halkın tamamıyla barışması asla mümkün olmayacaktır.
Bizler için CHP, istiklal mahkemelerinde “sanığın önce idamına sonra delillerin toplanmasına” diyerek hüküm veren sistemin kurucu partisidir. Bizler için CHP, ezanı Muhammedîyeyi Türkçeleştirip, Kur’an okunmasını, öğretilmesini yasaklayan zihniyettin adıdır. Bizler için CHP, başörtülü kızları üniversitelere, oğlu askerde olan anneleri kışlalara sokmayan ti niyeti değişmeyen partidir. CHP sırça köşklerde, fildişi kulelerde, devlet kurumlarının en üst makamlarında keyif sürüp halkın iradesini ve inançlarını hiçe sayarken; böyle değildi. Şimdi devletin tüm kurumlarından tasfiye edilip imkân ve olanaklar elden gidince, Cumhurbaşkanı adayları da rakipleri tarafından Silivri’ye konunca mı halk iradesi ve halk desteği akıllarına geldi? İşte Kıymetli Müslümanlar bugün meydanlarda hak, hukuk, adalet naraları atanlar geçmişte bu ülkede en büyük haksızlığı, hukuksuzluğu ve adaletsizliği yapmış olanlardır.
İktidar olan Ak Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gelince onlara da sözümüz var. İktidara geldiği ilk günden bugüne geçen 24 yıldan sonra Ak Parti’nin bu halka verecek bir şeyi kalmamıştır. Göreve geldiklerinde 3 Y ile mücadele edeceklerini söylediler, ama sadece muhalefet belediyeleri değil iktidar belediyeleri de bakanlıklar tümden yolsuzlukla anılıyorlar. Halk ise yüksek enflasyonun altında eziliyor ve yoksulluğun pençesinde kıvranıyor. Bu tabloyu gördüğü halde düzeltmeyen iktidar yani Cumhurbaşkanı Erdoğan; artık halkı kazanma yerine sadece seçimi kazanma odaklı adımlar atmaktadır. Durum o kadar vahim ki, terörist başı Öcalan’a umut bağlanmış durumdadır, en güçlü rakibi olan Ekrem İmamoğlu’nu cezaevine attıktan sonra şimdi de Kılıçdaroğlu’nun hırsınız kullanarak CHP’yi pasifize etmeye çalışmaktadır.
Ancak bilinmelidir ki toplumun ikna olmadığı bu türden uygulamalar sadece kısa süreli kazanımlar sağlar ve bazen siyaseti yargı ile dizayn etme girişimleri ters tepebilir. Dün iktidarda iken muktedir olmadığı için yargının siyaseti dizayn etmesine itiraz eden ve mağdur olan Ak Parti; gücü ele geçirip muktedir olunca; rakipleri gibi yargı eliyle siyasete müdahale etmektedir. Bunun uzun vadede getirisinin olmayacağını kendisi de bilmektedir. Beş ay sonra 24. yılını dolduracak olan AK Parti iktidarı yola çıktığında ortaya koyduğu ilkelerden uzaklaşmış, değiştirmek isterken kendi değişmiştir. Daha fazla genişleyip kitle partisi olayım derken, İslam düşmanlarını bünyesine katmaktan gurur duyar olmuştur. Geçmiş ile bugün arasındaki çelişkili söylem ve uygulamalar bunun açık göstergesidir.
Son olarak sözümüz siz değerli Müslümanlaradır; Kıymetli Müslümanlar! Görüldüğü üzere bir asırdan fazla bir zamandır Türkiye siyasetinde yaşananlar demokrasinin bir aldatmaca olduğunu bize göstermektedir. Şu bir hakikattir ki, Türkiye AK Parti’ye kadar İngiltere’nin; AK Parti ile birlikte de Amerika’nın yörüngesinde hareket eden bir devlettir. Batılı devletlerin yörüngesinde hareket eden diğer devletlerde olduğu gibi Türkiye’de de kimin parti kuracağı, kimin kazanacağı, hangi partiye ne rol verileceği küresel güçler tarafından belirlenmektedir. Bu tür kritik dönemlerde batılı devletler ile kurulan temaslar bunun açık bir göstergesidir. Dün İngiliz Kraliçesi’ni razı etmeye çalışanlar bugün Trump’ın hoşnut olacağı şeyler için çabalamaktadır.
Günümüzde siyaset bencil ve şahsi menfaatler, ikbal mücadelesi ve durdurulamayan ihtiraslar için yapılmaktadır. Oysaki Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda yapılmayan, halkın maslahatlarını gözetmeyen, sömürgecilere karşı Müslümanları ve değerlerini korumayan siyaset; ateşten bir gömlektir. O halde bizlere düşen sömürgecilere tabi olan, yetimin malına el uzatan, kamu malını harcarken özen göstermeyen, sahip oldukları yetkileri şahsi menfaatleri için kullanan yöneticilerden yüz çevirmektir. İslam yerine demokrasiyi inanan, Allah’ın seçkin hükümleri yerine beşer mahsulü laik hükümleri savunan, Müslümanları değil de sömürgeci kâfirleri kayıran yöneticilerden el çekmektir. Dolaysıyla her Müslüman için asıl mutlak butlan; Allah'ın hükmünü yok sayan laik, demokratik düzeninin ta kendisidir! Allah’ın dinini hayattan, eğitimden, hukuktan, iktisattan kovan laikliktir. Egemenliği Allah’tan alıp millete veren bu demokratik nizam, İslam akidesi nazarında esastan batıldır, yok hükmündedir. Bize düşen bütün batılları hükümsüz kılacak yegâne güce, “Mutlak Hakka” teslim olmaktır. Zira Hak geldiğinde, batılın her türlüsü butlan hükmünde geçersiz ve yok sayılacaktır. Bu hayal değil apaçık hakikattir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
De ki: “Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti! Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.”
Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu
02 Haziran 2026
#hizbut tahrir türkiye#gündem değerlendirme#trump'ın anlaşması#trump'ın ibrahim anlaşmaları#abraham anlaşmaları#trump'ın gazze planı#gazze barışı#erdoğan#chp#mutlak butlan#kılıçdaroğlu#özel
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!