HAFTALIK GÜNDEM DEĞERLENDİRME

Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 23 Nisan 2024

Mahmut Kar, "Ne iki devletli çözüm ne ulusal birlik hükümeti ne de “İsrail”in işgalciliğini meşru gören başka herhangi bir çözüm kabul edilemez."

GAZZE’NİN GELECEĞİ VE SİNSİ PLANLAR

Haftalık Gündem Değerlendirme Toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. 7 Ekim 2023’ten bu yana neredeyse her toplantıya başladığımız konu ile evet yine Gazze gündemi ile başlamak istiyorum.  ABD başta olmak üzere sömürgeci devletlerin, soykırımcı “İsrail”e askeri, ekonomik ve siyasi desteklerini teyid ederek katliamlar gerçekleştirdikleri Gazze’deki son durumdan bahsetmek istiyorum. Gazze’de öyle vahşi bir katliam, öyle adaletsiz bir savaş yürütülüyor ki kıymetli Müslümanlar, sömürgeci batılı devletlerin işgalci “İsrail”i desteklemelerini, Siyonistleri korumalarını anlarsın zira küfür tek millettir, ama bölgedeki ülkeler de açıktan açığa Yahudi varlığını korumak için birbiri ile yarışıyorlar.

Kurulduğu günden beri tam 45 yıldır Filistin için Siyonist rejim ile hakiki bir savaşa girişmemiş olan İran bu istikrarını korumaya devam ediyor. Gördük ki, Gazze’de sadece altı ayda katledilen kırk binden fazla Müslüman’ın kanı İran’ın Şam’daki bir konsolosluk binası kadar değerli değilmiş. Evet, Allah’ın Rasulü’nün bir Müslüman’ın kanının akması Kabe’nin taşlarının tek tek yıkılmasından daha fecidir sözü bunlar için hiçbir anlam ifade etmiyormuş. 190 küsur gün geçti, ortalama her gün Gazze’de 200 Müslüman katledilmiş şimdiye kadar. Hastaneler, camiler, okullar evler yıkıldı ve İran kalkıp bir taş bile atmadı Siyonistlere. Ama “İsrail” İran’ın Şam’daki konsolosluk binasını vurunca Ali Hamaney’in gururu incindi. Ne mi yaptı? Geçen hafta bu konuda değerlendirmeler yapmıştık hatırlarsanız. Kırk bin şehit için kılını kıpırdatmayan İran, konsolosluk binasını yıkan, iki general birkaç da vatandaşını öldüren İsrail’e %99’u havada imha edilen 300’den fazla dron ve füze gönderdi.

Kim imha etti bu füze ve dronları peki? “İsrail”in güvenliğini sağlamaya yemin etmiş Amerika, İngiltere ve Fransa… Bir de Ürdün tarafından açıklama geldi İran füzelerini düşürdüklerine ilişkin. Düşünebiliyor musunuz? Yaptıkları kahpeliği ve hainliği nasıl da açıkça söyleyebiliyorlar. Aylardır füzelerle, uçaklarla Gazze’yi yerle bir eden “İsrail”e lojistik destek sağlayan ABD’nin bölgedeki ülkelerin neredeyse tamamında askeri üsleri bulunuyor. Irak, Suriye, Ürdün, Mısır, Türkiye, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt… Saymakla bitmiyor. Sadece Gazze mi işgal altında Türkiye ve bütün Ortadoğu ülkelerinin hepsi işgal altında…

İran füzelerinin düşürülmesi ile ilgili Malatya kürecik üssünden ABD’ye istihbarat sağlandığına yönelik iddialara Türkiye ne cevap verdi? Neymiş efendim Kürecik’teki radar sisteminden elde edilen bilgiler, NATO prosedürleri çerçevesinde sadece müttefiklerle paylaşılmaktaymış. Türkiye’nin en büyük müttefiki ABD değil mi? Bunu on yıllardır gururla söyleyen siz değil misiniz? Aylardır onca katliam ve soykırıma rağmen “İsrail” ile ticareti kesmeyen zihniyet ABD’ye istihbaratı mı kesecek? Buna inanmamızı mı bekliyorsunuz?

Bir taraftan Hamas heyeti ile İstanbul’da görüşmeler yapıp Gazze’nin yanında olduğunuzu söylüyorsunuz diğer taraftan “Gazze meselesine 7 Ekim öncesinin perspektifiyle bakarsak hata ederiz.” diyorsunuz. Gazze meselesine nereden hangi perspektiften bakacağız. Washington’dan mı bakacağız, işgalci “İsrail” ile normalleşme perspektifinden, iki devletli çözüm perspektifinden mi bakacağız?

Bir taraftan Hamas’ı Kuvayi Milliye gibi direniş hareketi kabul ettiğinizi söylüyorsunuz, diğer taraftan terör devleti dediğiniz “İsrail”e her türlü desteği sağlayan Almanya Cumhurbaşkanı’nı ülkemizde ağırlıyorsunuz. Yetmiyor bu soykırım suçlusunu protesto eden Müslüman öğrencilere ters kelepçe vuruyorsunuz. Hiç mi utanmıyorsunuz? Ne bekliyordunuz? 1908’de Sirkeci Gar’ında İngiliz sefaretinin arabasına atların yerine kendilerini koşan ittihatçı Jön Türkler aklıma geldi şimdi? Müslüman gençlerin “İsrail”e destek veren Alman Cumhurbaşkanı’nı alkışlamasını mı bekliyordunuz? Tabi ki protesto edecekler. Gazze'de soykırım yapan işgalci "İsrail"in destekçileri de soykırım suçlusudur. ABD, Almanya, İngiltere, Fransa ve diğerleri hepsi... Kardeşlerimizden Allah razı olsun. Siz soykırım suçlularını protesto eden Müslümanları değil soykırımcıları engellemeniz gerekir. Sizin yaptığınızın aynısını ABD’de yapıyor, Amerikan yönetimi de Filistin’e destek gösterisi yapan üniversite öğrencilerine kelepçe vurup gözaltına alıyor. Utanmıyor musunuz? Nerede kaldı Gazze hassasiyetiniz?

Bir taraftan “İsrail”e ticari kısıtlama getirdiğinizi söylüyorsunuz diğer taraftan 6 satıp 1 aldığımız ticaret sekteye uğramasın, şirketlerin karı düşmesin, ekonomi zarar görmesin diye daha hassas davranmak gerekir diyorsunuz.

Öncelikle şunun altını çizelim: Müslümanlar olarak bizim için ne 7 Ekim ne de 1967 hiçbir tarihin önemi yok.  Siz hep bu tür tarihler ile işgalci “İsrail”e meşruiyet oluşturmaya çalışıyorsunuz. Filistin halkı ve tüm Müslümanlar için “İsrail” 1948’den beri o topraklarda işgalcidir ve sadece Gazze değil tamamından temizlenmesi gerekir. Bu sebeple ne iki devletli çözüm ne ulusal birlik hükümeti ne de “İsrail”in işgalciliğini meşru gören başka herhangi bir çözüm kabul edilemez.

Doha ve İstanbul’da İsmail Haniye ve diğer Hamas yetkilileri ile yaptığınız görüşmelerde, masaya getirdiğiniz çözüm planlarının arkasında ABD’nin olduğunu biliyoruz. Bu konuda hem Filistin davasına hem de Aksa’ya kendini adamış muhlis mücahitlere ve Hamas yetkililerine bir hatırlatma yapıyoruz. Allah için Katar, Mısır ve özellikle Türkiye’nin masaya getirdiği çözüm planlarını hiç dikkate bile almayın. Zira Doha, Kahire ve Ankara üçgeni tehlikelidir. Bunlar Amerika’nın kendilerine verdiği ajandayı masaya getiriyorlar. Kendilerine ait bir plan bir stratejileri yok. Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Shoukry’nin Türkiye ziyareti, Hakan Fidan’ın Katar ziyareti Amerika’nın çözüm planının hayata geçmesi için startı verilmiş yoğun maratonun adımlarıdır. Bu şerli plana her ne olursa olsun tamam demek 1948 Nekbe’den 7 Ekim Aksa Tufanı’na ve bugüne dökülen her damla kana ihanet sayılır Allah muhafaza…

İsrail’in burnu yere sürtülmüşken, onun yenilmezlik efsanesi yalan olmuşken kazanımlardan taviz vermeyelim. Türkiye’de ve diğer İslam beldelerinde Müslümanlar Gazze ile yanıp tutuşurken, Gazze dünya halklarının vicdanını harekete geçirmişken artık yeni işgaller ve soykırımlar için “İsrail”e fırsat vermeyelim. Bakın ABD bir taraftan ateşkes görüşmeleri, siyasi çözüm planı için Katar, Mısır ve Türkiye üzerinden zemin hazırlarken diğer taraftan “İsrail”e adeta cesaret vererek katliamlarını destekliyor. Daha yeni dün Refah kentinde bombalanan evlerde çoğu çocuk onlarca kardeşimiz katledildi. Bu çocuk katilleri ile masaya oturulmaz, bu çocuk katillerini destekleyenlerin sözüne güven olmaz. Allah’a güvenin, Gazzeli kardeşlerimizin dediği gibi “Hasbünallahü ve nimel vekil,” Allah bize yeter O ne güzel vekildir.

23 NİSAN KUTLAMALARI

Gazze’de çocuklar katledilirken Türkiye’de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları yapılıyor. Sabahtan bu toplantıya çıktığım şu saate kadar televizyon kanallarında dün gece ve bugün gündüz Gazze’de katledilen çocuklar ile ilgili tek bir haber izlemedim. Ama hala daha ekranlarda Milli irade ve ulusal egemenlik yalanı üzerinden oturumlar ve programlar yapılıyor. Bir kaçı hariç neredeyse bütün partiler ve liderler, gençliğin ve geleceğin teminatı olarak gösterdikleri ulusal egemenlik bayramı ile ilgili mesajlar yayınladılar.

Alkol kullanım yaşının 11 olduğu, gençlerin uyuşturucu bataklığına terk edildiği, her gün yüzlerce çocuğun tacize uğradığı, sadece İstanbul’da 100 bine yakın çocuğun dilendirildiği bir düzenin, çocukların ve gençliğin geleceğini teminat altına aldığını söylemesi koskoca bir yalandır. Asıl gerçek olan ise İslam ve Hilafet’i korumak için yola çıktığını söyleyenlerin 23 Nisan 1920’de ilk meclisi kurduktan sonra İslam ve Hilafet’e düşmanlık üzerine kararları uygulamış olmalarıdır. Bu rejim çocuklarımız ve gençliğimizi 100 yıllık kayıp asırda Batı’ya hayran ve değerlerine düşmanlık üzere yetiştirmeyi kendisine görev edinmiştir. Asıl çocuklarımızın, gençliğin ve geleceğimizin teminatı İslam ve kurulacak olan Hilafet’tir.

ERDOĞAN’IN IRAK ZİYARETİ

Son dönemde Türkiye-Irak ilişkilerinde önemli gelişmeler yaşanıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Ağustos 2023’te geniş kapsamlı Bağdat ve Erbil ziyaretinin ardından iki ülke arasında yoğun bir diplomasi trafiği yaşanmıştı. Son olarak, Hakan Fidan’la birlikte MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Savunma Bakanı Yaşar Güler’den oluşan heyet 14 Mart 2024’te Bağdat’a giderek Iraklı muhataplarıyla görüşmeler gerçekleştirdi.

Türkiye ile Irak arasında su meselesi, terörle mücadele, ticaretin artırılması, Kuzey Irak’tan petrol akışının tekrar sağlanması ve Kalkınma Yolu Projesi başlıkları temelinde yapılan görüşmelerden sonra dün Cumhurbaşkanı Erdoğan Irak’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Erdoğan önce başkent Bağdat’ta Irak Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ile görüştü, daha sonra Erbil’e geçerek Irak Kürt Bölgesel Yönetimi başkanı Neçirvan Barzani ve KDP başkanı Mesut Barzani ile görüşmeler yaptı.

Cumhurbaşkanı’nın Irak ziyareti günler haftalar öncesinden kamuoyunda konuşulup tartışıldı. Ziyaretin çok önemli olduğu tarihi anlam ifade ettiği ve Türkiye’nin diplomatik başarısı olarak yansıtıldı. Özellikle terör örgütü PKK’nın Kuzey Irak’taki kamplarına yapılacak operasyon konusunda Irak hükümetiyle işbirliğinin sağlandığı, ortak harekât merkezi kurulacağının altı çizildi. Aynı şekilde Irak’ın Basra Körfezi’nin Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi ziyaretin çok konuşulan ve öne çıkarılan başlığı oldu.

Gerek Irak hükümeti gerekse Kürt Bölgesi Yönetimi Türkiye’nin yaklaşımına paralel olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Türk bayrakları ve “hoş geldiniz” mesajlarıyla karşılayarak ziyareti tarihi olarak dünyaya servis etti.

Ancak ziyaretin medyaya hiç servis edilmeyen Türkiyeli ve Iraklı yetkililerin hiç dile getirmediği daha doğrusu getirilmek istenmeyen önemli siyasi gerçekleri var ki, size onlardan bahsetmek istiyorum. Sizlere Türkiye-Irak yakınlaşmasının uzun süredir taşlarını döşeyen, bunun için yerli işbirlikçilerine rollerini dağıtan, kendisini arka planda tutarak, dünyayı özellikle de bizim coğrafyamızı habis sömürgeci çıkarları için dizayn etmeye çalışan ABD’nin rolünden bahsetmek istiyorum.

Evet, güya kalkınma projeleri vaat ederek, güvenlik ve istikrar hedefi gözeterek Türkiye-Irak ilişkilerini bu noktaya getiren iradenin arkasında kâfir Amerika var. İslam beldelerindeki aciz ve korkak yönetimler Amerika ne isterse onu yapıyorlar. Birbirleriyle kavga etmek gerekiyorsa kavga ediyorlar, yakınlaşmaları icap ediyorsa yakınlaşıyorlar. Amerika nereye sürüklerse oraya sürükleniyorlar. Bakınız, Irak Başbakanı Erdoğan’ın ziyaretinin gelir geçer bir ziyaret olmayacağı mesajını Amerika’dan verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’da ABD’nin dışişleri ve terörle mücadele birimi heyetinin Ankara ziyaretlerinden sonra Irak’a gitti.

ABD, 2003 yılında Irak’ı işgal edip milyonlarca Müslüman’ı katlederken bugünkü Ak Parti iktidarı en büyük destekçilerinden oldu. İncirlik üssünü ABD’nin katliam uçakları için emre amade kıldı. Irak rejimi de on yıllardır Türkiye’de bozgunculuk yapan PKK terör örgütünü topraklarında barındırıyor. Birleşip bütünleşmesi gereken iki İslami belde ABD istediği için birbirlerinin kuyusunu kazdılar. Şimdi ABD bir araya gelin terörü bitirin, bir araya gelin koridor oluşturun diyor. ABD bunu ne için söylüyor? Türkiye ve Irak’ın iyiliğini istediği için söylemiyor tabi ki. Küresel liderliğinin önünde engel olarak gördüğü rakiplerini alt etmek için söylüyor.

Bugün başta Cumhurbaşkanı olmak üzere birçok iktidar yetkilisi bu yaz PKK’nın bitirilmesi gerektiğinden söz ediyor. Bu zamana kadar neden bitirilemedi peki, çünkü ABD izin vermiyordu. Şimdi ABD’nin Suriye’de kurduğu yeni bir PKK var. Kendisine sadık olanları oraya yerleştirdi. Artık Kandil’deki İngiliz güdümlü PKK’ya ihtiyaç yok. Onların ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunun için Türkiye’nin operasyonuna yeşil ışık yakıldı. Bunun için Irak’a fırsat sunuldu. ABD bu meseleyi öyle bir zamana denk getirdi ki Türkiye ve Irak iki taraf birbirine muhtaç hale geldi. İki tarafa birbirlerine yakınlaşacakları ortak bir hedef sunuldu: Kalkınma Yolu Projesi.

Irak ve Türkiye topraklarından geçen bu projenin sağlıklı uygulanabilmesi için PKK’nın tasfiye edilmesi ABD için çok önemli. Çünkü ABD bu projenin Çin’in Kuşak-Yol projesine alternatif olmasını hedefliyor. Aslında ABD bir bütünde Çin’e ve Rusya’ya yoğunlaşmak için Ortadoğu’da sükunet ve istikrar istiyor. Türkiye’nin Yahudi varlığı, Mısır BAE gibi ülkelerle başlattığı normalleşme anlaşmaları ABD’nin bu stratejisinin bir parçasıdır.

Kıymetli Müslümanlar özetle şunu söylemek istiyorum. Türkiye-Irak yakınlaşması ve Erdoğan’ın Irak ziyaretinin motivasyonu ABD’nin küresel planlarını hayata geçirmeye yardımcı olmaktır. Cumhurbaşkanı’nın Erbil ziyareti de baba Mustafa Barzani zamanından beri İngiliz güdümünde hareket eden Irak Kürt Bölgesi Yönetimini ABD’nin bu planına entegre ve ikna etmek içindir. Irak Anayasa mahkemesi Barzani’nin partisinin çok önemli yetkilerini kısıtlayarak Erdoğan ziyareti öncesi baskı için zemin hazırladı. Türkiye Irak’a karşı su kartını kullandığı gibi Barzani’ye karşı da yetki kısıtlaması ve petrol kartını kullandı. Tüm bunlar ABD’nin çıkarları için yapıldı.

Sayın Erdoğan! “Geçmişte olduğu gibi iyi ve kötü günlerinde Iraklı kardeşlerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz.” Şeklindeki ifadeleriniz artık para etmiyor. Zira geçmişte Irak’ta ne yaptığınızı, ABD işgalini nasıl desteklediğinizi unutmadık. Suriye devrimine nasıl darbeler vurduğunuzu unutmadık. Gazze’ye ihanetinize hala şahit olmaya devam ediyoruz. Filistin’i Yahudilere peşkeş çekmek anlamına gelen ABD’nin iki devletli şer planı için nasıl çabaladığınızı kimleri nasıl tavize zorladığını görüyor ve biliyoruz. En önemlisi Alemlerin Rabbi olan Allah her şeyi görüyor ve biliyor. Yarın ahirette yaptığınız ve yapmadığınız her şeyin hesabını Allah’a vereceksiniz.

Sömürgeci kafir ABD her ne kadar İslam beldelerindeki rejimlerin eliyle pis çıkarlarını gerçekleştiriyor olsa da asıl oyuncu olan İslam ümmetini hiçbir zaman devre dışı bırakamayacak ve teslim alamayacaktır. “Yahudi varlığı ile normalleşme ihaneti”ni, sarsıcı bir darbeyle akamete uğratan Aksa Tufanı, bunun en son örneğidir. Aksa Tufanı bitse bile başka nice tufanlar başlayacaktır. Gerçek yakınlaşma ve normalleşme ise Râşidî Hilâfet Devletinin kurulmasıyla olacaktır. Ve sonunda terör devletlerinin kovulmasıyla İslam beldeleri eski izzet ve istikrarına kavuşacaktır. Allah’ın izniyle o günler, uzak değildir.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

23 Nisan 2024

 

 

                  

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.