Suriye Olayları ve SDG’nin Geri Çekilmesi
بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمٰـــنِ الرَّحِيـــم
Siyasi Analiz
Suriye Olayları ve SDG’nin Geri Çekilmesi
Suriye’nin kuzeydoğusunda olaylar büyük bir ivme kazandı, SDG (Suriye Demokratik Güçleri) bölgeler üzerindeki kontrolünü olağanüstü bir hızla kaybetti ve bu bölgeler Suriye rejiminin eline geçti. Peki, tüm bunlar nasıl gerçekleşti? Hem rejimin hem de SDG'nin ABD ile işbirliği içinde olduğu göz önüne alındığında, yaşananlar nasıl izah edilebilir? Amerikan yönetimi, rejimin bu bölgeleri ele geçirmesine açıkça yeşil ışık yaktığına göre Trump yönetimi Suriye ya da çevresinde ne planlamaktadır?
Yukarıdaki soruların cevabını açıklığa kavuşturmak için aşağıdaki hususlara bir göz atmamız gerekiyor:
Birincisi: Amerika’nın Suriye’de SDG güçlerine verdiği desteğin aşamaları
1- Suriye Demokratik Güçleri (SDG); Ekim 2015’te DAEŞ (IŞİD) ile savaşmak amacıyla kurulan; Kürt, Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen savaşçılardan oluşan geniş çaplı bir ittifaktır. Bu yapının ana gövdesini, Rojava’da ilan edilen özerk yönetim kantonlarının güvenliğinden ve savunmasından sorumlu olan Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) oluşturmaktadır... (Vikipedi). Amerika, SDG’nin 2015’teki kuruluşundan ve Rusya’nın Suriye müdahalesinden önce gerçekleşen 2014’teki Amerikan müdahalesinden bu yana Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) verdiği desteği sistematik bir şekilde tahkim etmiştir. Amerika SDG’ye sadece mali destek ve silah sağlamakla kalmamış, aynı zamanda onlara tam teşekküllü bir hava koruması ve siyasi kalkan da sağlamıştır. Hatta Amerika’nın SDG’ye olan bağlılığı öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, Şubat 2018’de Fırat Nehri’nin doğusuna geçmeye çalışan Rus “Wagner” güçlerinden yüzlercesini öldürmüş, Türkiye’nin SDG’yi etkisiz hale getirmeye yönelik tüm açıklamalarını ve çabalarını geri püskürtmüştür... İşte Amerika, SDG’nin kuruluşundan itibaren ona askeri hava koruması sağlamış, siyasi kalkan olmuş, mali destek ve silah yardımının yanı sıra Fırat çevresindeki verimli arazilerin, petrol ve gaz sahalarının ve elektrik santrallerinin bu yapının kontrolüne geçmesini kolaylaştırmıştır. Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeydoğusundaki bu Amerikan politikasına olan muhalefetine de direnç göstermiştir. Bütün bunlar, Amerika’nın, İslâmî Hilâfet’in Şam’dan doğması durumunda, İslâm’a karşı yürüteceği savaşın araçlarını önceden hazırlama çabasının bir parçası olarak görülebilir.
2- Bugün Trump, Ahmed el-Şara hükümetinin, Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını gerçekleştirme konusunda daha muktedir ve ehil olduğu görüşündedir. Bu çıkarların en başında da şu iki husus gelmektedir: İslâm’ın yönetim sistemini Suriye’den uzak tutmak; Yahudi varlığının Suriye ve Filistin’deki taleplerine boyun eğmek; böylece sabah akşam saldırsa dahi bu varlığı karşı en ufak bir direniş göstermemek! Bu nedenle Trump ve bakanları, SDG’nin artık miadını doldurduğuna ve bölgede Amerikan çıkarlarına hizmet etme sırasının artık Suriye’deki merkezi rejime geçtiğine dair bir tutum sergilemişlerdir... Bu durum artık gizli saklı olmadığı gibi, Türkiye ve Suriye Cumhurbaşkanlarının yanı sıra ABD’nin Suriye Temsilcisi Tom Barrack’ın bölgeye düzenlediği saha ziyaretleri sırasında gece gündüz dile getirdiği bir ajandadır:
A- Sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda Barrack, “DEAŞ ile mücadelede sahadaki ana güç olarak SDG’nin temel amacı büyük ölçüde sona ermiştir” diye yazdı. ABD’li Özel Temsilci, Suriyeli yetkililerin, DEAŞ üyelerinin tutulduğu hapishaneler ve aile üyelerinin barındırıldığı kamplar da dahil olmak üzere güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hazır olduğunu düşündüğünü belirtti.” (21.01.2026 El Cezire)
* Barrack, medya platformu X üzerinden yaptığı başka bir paylaşımında ise, “Bugün durum temelden değişti. Bu, ABD-SDG ortaklığının varlık nedenini değiştiriyor: SDG’nin sahada IŞİD karşıtı birincil güç olma amacı büyük ölçüde miadını doldurdu, çünkü Şam artık IŞİD hapishanelerinin ve kamplarının kontrolü de dahil olmak üzere güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hem istekli hem de hazır durumda.” diye yazdı. (20.01.2026 BBC)
* Barrack ayrıca, ABD’nin Suriye Büyükelçiliği tarafından tercümesi yayımlanan X platformundaki uzun bir paylaşımında, “Bugün ise durum köklü biçimde değişmiştir. Suriye artık tanınan bir merkezi hükümete sahiptir ve 2025 sonlarında (90. üye olarak) IŞİD’le Mücadele Küresel Koalisyonu’na katılmıştır.” ifadelerine yer vermiştir. Barrack SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu hakkında ise: “ABD diplomasisiyle desteklenen bu entegrasyon, Kürtlerin tanınmış bir Suriye ulus devleti içinde kalıcı haklar ve güvenlik elde etmeleri için bugüne kadarki en güçlü şansı temsil ediyor...” demiştir. (21.01.2026 CNN Arapça)
B- Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Şam’ın Haseke’nin merkezi devlete entegrasyon planı için verdiği 4 günlük sürenin ardından, kuzey Suriye’deki Kürt güçlerinin daha fazla kan dökülmeden bir çözüme ulaşmak için derhal silah bırakmaları ve saflarını dağıtmaları gerektiğini söyledi.” (21.01.2026 El Cezire)
C- Suriye Cumhurbaşkanlığı Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye Geçiş Dönemi Başkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu. Suriye Arap Haber Ajansı SANA’nın yayımladığı açıklamada, “İki liderin Suriye’nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığının korunmasının önemini vurguladığı ve istikrarın sağlanmasına yönelik tüm çabalara destek verilmesi gerektiği konusunda görüş birliğine vardığı belirtildi. Tarafların ayrıca, Kürt halkının haklarının güvence altına alınması ve Suriye devleti çatısı altında korunmasının gerekliliğini vurguladığı ifade edildi.” (19.01.2026 CNN Arapça)
İkincisi: Tüm bunlardan, Amerika’nın Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara’ya SDG’yi bitirmesi için yeşil ışık yaktığı açıkça anlaşılıyor. Amerika bugün bu niyetini gizlemediği gibi, herhangi bir diplomatik dil kullanma zahmetine bile girmiyor. Aksine “terörle mücadele” için bir araç olarak kullandığı SDG’nin artık miadını doldurduğunu; bugün daha büyük bir araç olan Ahmet el-Şara hükümetine bel bağlamak istediğini ilan ediyor. SDG de Ahmed el Şara da Amerikan aparatıdır ve Amerika, kendi çıkarları doğrultusunda bu aparatlarını dilediği gibi değiştirmektedir. Sahadaki gelişmelerle birlikte tüm bu hususlar, aşağıda zikredeceğimiz birçok hususa işaret etmektedir:
1- Bir Ajanın başka bir ajanla değiştirilmesi meselesi: Amerika’yı bitap düşüren ve Obama’nın saçlarını ağartan Suriye Devrimi süresi boyunca Amerika, Suriye halkının kendisine karşı ayaklandığı ajanı Beşşar’ın yerini alması için hükmetme kabiliyetine sahip güçlü bir ajan arayışını hep sürdürmüştür. Nitekim biz, 26 Temmuz 2025 tarihli soru-cevapta şöyle demiştik: “Böylece, ABD’nin Suriye planının, bir ajanı diğer bir ajanla değiştirmek gibi temel bir ilkeye dayandığı anlaşılıyor. Bu amaçla Türkiye’ye, Beşşar rejimini devirmek ve yerine kendisine bağlı yeni bir rejim kurmak için yeşil ışık yakmıştır.” Türkiye ve Türk istihbaratı, Amerika’nın bu görevini üstlenerek bir zamanlar “Golanî” olarak bilinen Ahmed el-Şara’yı hazırlamaya koyulmuştur... Biden yönetiminin sona ermesine aylar kala Amerika; Türkiye’nin, Suriye’yi yeni Amerikan ajanı Ahmed el-Şara’ya teslim etme operasyonuna liderlik etmesine izin vermiştir. Türkiye de Amerika adına İran ve Rusya ile temasa geçerek bu iki ülkenin Suriye’deki güçlerini nötralize hale getirmeye başlamış, Amerika da Beşşar’dan ülkeyi teslim etmesini istemiştir. Ve nitekim böyle de olmuş, eski ajanın yerine yenisi getirilmiştir. Bu süreçte Türkiye, Amerika’nın bu yeni ajanla temasında köprü görevi görmeye devam etmiştir...
2- Amerika, yeni ajanından daha fazla (haram işlemesini) istemeye başlamış; Türkiye’nin de teşvikiyle Ahmed el-Şara, Amerika’nın isteklerini yerine getirdiğini ispatlamaya koyulmuş, böylece üzerinde Tevhid ibaresi bulunan sancağı terk ederek yerine laik bir sancak benimsemiştir! Beşşar’ın kalıntıları için af çıkarırken, içinde yaşadığımız bu ceberut saltanattan sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmek için çalışan Hilafet gençlerini zindanlara atmaya devam etmiştir.
ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ. ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.” Bununla da yetinmeyerek okullardaki Kur’an-ı Kerim derslerini azaltmıştır... Trump ondan, Yahudi varlığının bizzat Şam’a kadar uzanan şiddetli ve mükerrer saldırılarına hiçbir şekilde karşılık vermemesini istemiştir... Sonra da ondan Yahudi varlığı ile müzakere masasına oturmasını talep etmiş, bunun üzerine Dışişleri Bakanı eş Şeybani liderliğinde ne Allah’tan, ne Rasûlü’nden, ne de başta Gazze halkı olmak üzere müminlerden utanmadan turlar ve turlar süren müzakereler yürütülmüştür. Ahmed el-Şara hükümetinin bu müzakerelerde Yahudi varlığından talep ettikleri o denli basit ve değersizdi ki; suçlu Beşşar bile, Şam devrimi patlak vermeden önce Türkiye’nin gözetiminde 2008 yılında yapılan müzakerelerde bile bu taleplerden çok daha ötesini talep etmişti... El-Şara’nın tüm bu (haramları) işlemeyi kabul etmesiyle birlikte Amerika, istihbarat kanallarına ve Türkiye hattına ek olarak onunla doğrudan siyasi temas da kurmuştur. Bu siyasi temas doğrultusunda Amerika’nın bir diğer ajanı İbn Selman, 14 Mayıs 2025 tarihinde Riyad’da Ahmed el-Şara ile ilk resmi siyasi görüşmeyi gerçekleştirmiştir. Sonrasında bu kanallar genişlemiş ve Ahmet el-Şara, Amerikan Başkanı’nın övgülerine mazhar olmuştur; Hatta Amerikan Başkanı Trump, VIP ziyaretçileri şaşaa ile karşıladığı Batı Kapısından değil de yan kapıdan içeriye almış olsa da Ahmed eş-Şara’yı Beyaz Saray’da ağırlamıştır. “Trump, dün akşam gazetecilere yaptığı açıklamada, “Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile uyum içindeyim. Suriye’yi başarılı kılmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız çünkü bu Orta Doğu’nun istikrarı adına önemli” dedi.” (11.11.2025 Russia Today)
3- “Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye’deki mevcut sorunlardan çıkış yollarını ele almak üzere, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Washington ziyareti ve ABD Başkanı Trump ile görüşmesiyle eş zamanlı olarak Beyaz Saray’da temaslarda bulundu. Bakan Fidan, Beyaz Saray’da ABD Dışişleri Bakanı Rubio, ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Witkoff, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybânî ile görüşmeler gerçekleştirdiğini, görüşmeye daha sonra ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’nin de katıldığını duyurdu. Açıklamada, katılımcıların toplantıda Suriye’deki mevcut sorunlardan olası çıkış yollarını tartıştıkları belirtildi...” (11.11.2025 Russia Today)
4- Amerika bu süreçte, Ahmed el-Şara’nın kendisine sadık bir ajan olduğunu kanıtladığından emin olmak için Suriye üzerindeki yaptırımları aşamalı olarak kaldırmaya başladı. Bu nedenle Suriye, DAEŞ ile mücadele için kurulan Uluslararası Koalisyon’a katıldı. “Suriye, 2014 yılında ABD liderliğinde kurulan DAEŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon’a katıldı. ABD’nin Şam Büyükelçiliği, 11 Kasım 2025 Salı günü Amerikan “X” platformunda yaptığı paylaşımda, Suriye’nin DAEŞ ile mücadele için Uluslararası Koalisyon’a katıldığını ve resmen koalisyona katılan 90. ortak olduğunu duyurdu.” (12.11. 2025 Anadolu Ajansı) Ardından Amerika, Suriye’ye yönelik yaptırımları resmen kaldırdı: “ABD Başkanı Donald Trump, 2019’dan bu yana Suriye’ye yaptırımlar uygulanmasını öngören Sezar Yasası’nı iptal eden kararnameyi imzaladı.” (19.12.2025 El Cezire)
Üçüncüsü: Mevcut gelişmeler sırasında SDG güçleri bölgelerden çekilmeye başladı. Mazlum Abdi’nin açıklamalarına göre, Fırat’ın batısından doğusuna doğru gerçekleşen bu çekilme “dostlar ve arabulucuların” tavsiyesiyle gerçekleşmiştir. (16.01.2026 Kurdistan 24) Hiç şüphesiz bu dost ve arabulucuların başında da SDG ile Suriye hükümeti arasında 10 Mart 2025 tarihinde imzalanan anlaşmanın uygulanması için baskı yapan sömürgeci Amerika gelmektedir: “Cumhurbaşkanlığının açıklamasına göre Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ve SDG komutanı Mazlum Abdi, Pazartesi günü Kürt özerk yönetimine bağlı tüm sivil ve askeri kurumların Suriye devleti çatısı altında birleştirilmesini öngören bir anlaşma imzaladılar...” (10.03.2025 El Arabiya)
Bunun ardından Suriye hükümeti ile SDG arasında ikinci bir anlaşma daha imzalandı. Bu anlaşmaya göre SDG, Deyrizor ve Rakka vilayetlerinden “derhal” geri çekilecek ve buraları Suriye hükümetine teslim edecekti. ABD Özel Temsilcisi bu anlaşmayı memnuniyetle karşılamış, anlaşmayı tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendirmiş ve Amerika’nın birleşik bir Suriye istediğini belirtmiştir: “ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında imzalanan anlaşmanın “tarihi bir dönüm noktası” teşkil ettiğini belirtti. Barrack, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bu anlaşma ve ateşkes, eski hasımların ayrışma yerine ortaklığı benimsediği kritik bir dönüm noktasını temsil etmektedir.” dedi ve tarafların birleşik bir Suriye hedefi doğrultusunda diyaloğun ve işbirliğinin yeniden canlandırılmasının önünü açan çabalarını takdirle karşıladı.” (18.01.2026 Arapça TV)
Dördüncüsü: SDG içindeki özellikle PKK ile iş birliği yapan şahin kanat, Amerikan politikasında kendileri için bir gedik açılabilir ümidiyle anlaşmanın uygulanmasını sürekli erteliyorlar ve SDG’nin Suriye ordusuna bireyler olarak değil de tek bir blok halinde entegre edilmesinde ısrar ediyorlardı. Nitekim Al Arabiya 17 Ocak 2026 tarihinde, Erbil’de yapılan toplantıya atıfla, SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin Amerikalıları, SDG’nin Suriye ordusuna üç tümen hâlinde entegre edilmesi fikrine ikna etmeye çalıştığını aktardı. Ancak ne Erbil toplantısında ne de öncesinde Amerikan tutumunda böyle bir gedik açılmadı. Bunun üzerine Ahmet el-Şara hükümeti, Halep’in mahallelerinden başlayarak anlaşmayı güç kullanarak uygulama üzere saldırıya geçti. Sonuç olarak SDG, Deyrizor ve Rakka vilayetlerini “derhal” hükümete teslim etmeyi öngören ikinci bir anlaşmayı hükümetle imzalamak zorunda kaldı. Daha önce de belirttiğimiz gibi SDG, her anlaşmada oyalama taktiği gütmeye çalışsa da ve Suriye Devlet Başkanı’nın aşiretlere sükûnet çağrısında bulunmuş olmasına rağmen yine de Arap aşiretlerinin sürece müdahil olması ve SDG’nin üzerine çullanması, onlara hiçbir manevra alanı bırakmamıştır. “El Şara, “Arap aşiretlerimize sakin olmalarını ve anlaşma maddelerinin uygulanmasına imkân tanımalarını tavsiye ediyoruz.” dedi. Cumartesi gününden itibaren Arap milislerin, Suriye Demokratik Güçleri ile yaşanan çatışmalarda orduya katıldığı bildirildi.” (19.01.2026 CNN Arapça)
Beşincisi: Böylece olaylar olağanüstü bir hızla gelişmiştir:
1- Suriye hükümeti, SDG militanlarının orduya ve iç güvenlik birimlerine entegrasyonunun bir blok ya da askeri birlikler şeklinde değil, bireysel bazda gerçekleşeceğini açıkladı. Hükümet, bölge halkının “kültürel” haklarına dair bazı güvenceler verdi, vatandaşlık verilmesi gibi vaatlerde bulundu. Ardından Rakka ve Deyr-i Zor vilayetlerindeki bölgeleri fiilen teslim almaya başladı, Haseke vilayetine girdi ve orada da kontrolünü sağladı. SDG’nin elinde Haseke dışında pazarlık yapabileceği hiçbir alan kalmadı: “Suriye Savunma Bakanlığı, Pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Suriye kuvvetleri ile SDG arasında saat 20:00’den itibaren 4 günlük bir ateşkes ilan edildiğini duyurdu. Bu hamle, Suriye Cumhurbaşkanlığının Haseke vilayetinin geleceğine dair hükümet ile SDG arasında ortak bir anlayışa varıldığını duyurmasının ardından geldi. (20.01.2026 El Cezire) Ancak bu anlaşma, SDG’ye yalnızca sınırlı bazı teskin edici ve gönül alıcı imtiyazlar sağlamıştır: Suriye Haber Ajansı (SANA), Salı günü Suriye Cumhurbaşkanlığına dayandırdığı haberinde Suriye Demokratik Güçleri Komutanı Mazlum Abdi’nin Savunma Bakan Yardımcılığı görevi için “SDG”den bir aday önereceğini, ayrıca Haseke valiliği görevi için bir aday teklif edeceğini, Parlamento’da temsil için isimler ve Suriye devlet kurumlarında istihdam edilecek kişilerin listesini sunacağını aktardı. (20.01.2026 CNN Arapça) Cumhurbaşkanlığı ayrıca, anlaşma sağlanması hâlinde: “Suriye güçlerinin Haseke ve Kamışlı şehir merkezlerine girmeyeceğini, bu güçlerin şehirlerin çevresinde konuşlanacağını; daha sonra Kamışlı dâhil olmak üzere Haseke vilayetinin barışçıl entegrasyonuna ilişkin takvim ve ayrıntıların ele alınacağını” duyurdu. (20.01.2026 BBC) Yine tarafların “Hükümet güçlerinin Kürt köylerine girmemesi, bu köylerin güvenliğinin ise bölge halkından oluşan yerel güvenlik güçleri tarafından sağlanması” konusunda anlaştıkları belirtildi. (20.01.2026 CNN Arapça)
2- Amerika, SDG’nin kontrolü altındaki hapishanelerde bulunan DAEŞ mahkumlarını Irak’a nakletmeye karar verdikten sonra; SDG, mahkumların nakil işlemleri tamamlanana kadar sürenin uzatılmasını talep etti ve nitekim öyle de oldu. “Suriye Savunma Bakanlığı, ABD’nin DEAŞ tutuklularını hapishanelerden tahliye edip Irak’a nakletme operasyonuna destek vermek amacıyla Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yapılan ateşkesin 15 gün uzatıldığını duyurdu. Bakanlık, “X” hesabı üzerinden yaptığı açıklamada; uzatmanın bu gece yerel saatle 23:00’te başlayacağını ve amacın SDG hapishanelerini boşaltıp tutukluları Irak’a nakletmek olduğunu belirtti” (24.01.2026 El Cezire) Böylece, ABD, SDG ve verdiği görevi hakkıyla yerine getiren SDG komutanı küçük ajanı Mazlum Abdi’nin sayfasını fiilen dürmüştür. Şurada burada bazı isimlerin görevlendirilmesi ve atanması gibi “küçük bir emeklilik maaşı” karşılığında şimdiye kadar sunduğu hizmetlerine son vermiştir. Kaldı ki bu durum bile geçici olabilir. Zira bölgedeki olayları yöneten asıl güç Amerika’dır; Çıkarları, pozisyonunda bir değişiklik öngördüğünde, gözünü bile kırpmadan veya yüzü dahi kızarmadan ajan yöneticilerine o pozisyonunu uygulamalarını emretmektedir...
أَلَا سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ “Ne kadar kötü hüküm veriyorlar!” [Ankebut 4]
Altıncısı: Suriye halkının rejimi değiştirmek ve yerine İslam’ın yönetimini ikame etmek için verdiği tüm o muazzam fedakârlıklardan sonra, Suriye’nin bugün Amerika’nın bir oyuncağı haline gelmesi son derece acı vericidir! Amerika, bu eğreti koltuklara oturmak, bu koltukları korumak ve tüm Suriye toprakları üzerinde kontrolü sağlamak için ruhunu Amerika’ya hizmete adayan ve ruhlarını ucuza satan karakterleri satın alabilmeyi başarmıştır. Onlar İslam’ı uygulamaktan ve işgal edilmiş toprakları kurtarmak için cihat etmekten bile vazgeçmişlerdir! Dahası Suriye’yi, kaçak mücrim Beşşar Esed’in bile cüret edemediği düşmanla (Yahudi varlığıyla) olan savaş cephesinden bile tamamen çıkarmıştır! Suriye’nin şu anki yöneticisi, Amerika’nın kucağına atılmanın kendisini o koltukta ebediyen tutamayacağını, Amerika kendisinden daha iyi hizmet edecek bir ajan bulduğunda onu bir anda harcamaktan çekinmeyeceğini ya unutuyor ya da unutmuş gibi görünüyor. Kendisinden öncekilerde bunu en güçlü şekilde teyit eden bir değil, pek çok örnek vardır... Öyleyse Amerika’nın ajanı olan bu yöneticiler, yardımcıları ve aveneleri, Amerika’nın kendi ajanlarını nasıl devirdiğinden, hizmetleri bittikten sonra onları nasıl bir kenara attığından hiç ibret almazlar mı? Dün Amerika’ya hizmet ederek yeryüzünde fesat saçanları, hayalleri söndükten sonra, en küçük bir pişmanlık duymadan ve tek bir gözyaşı dahi dökmeden terk eden, ardından da kendilerinden daha iyi hizmet edecek yeni bir ajan bulduğunda onları yolun ortasına atan Amerika değil midir?! Bu ajan yöneticiler hakkında Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu sözü ne kadar da doğrudur:
فَأَذَاقَهُمُ اللَّهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ “Böylece Allah onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; keşke bilselerdi!” [Zümer 26]
H.08 Şaban 1447
M.27 Ocak 2026
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!